«

»

Haz 09

SEN NE İMİŞSİN BE KLAUDYOS

Ansiklopedik bilgilere baktığınızda bu Klaudyos, MS 2.yüzyılın ilk yarısında yaşamış ünlü bir bilim adamıdır. Tam adı Klaudyos Batlamyus. Hayatı hakkında hemen hemen hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Müslüman astronomlara göre 78 yıl yaşadığı söylenir. Yunan asıllı bir mısırlı, veya Mısır asıllı bir Yunanlı olduğu iddia edilmektedir. Hatta batı onu Klaudyos Ptolemaios olarak tanır. İki eser vermiştir. Büyük Bileşim Yunan ve Babil uygarlıklarının gökbilim bilgilerinin bir derlemesidir. Ve yazımıza konu olanda bu eserdir. Batlamyus’un bilime katkısı yoktur? diyemem ama olumsuz iki katkısı günümüze kadar sürmüştür. Bunlardan ilki, kendinden üç yüzyıl önce yaşayan Hiparkus’a dayalı derlemesinde Dünya Merkezli bir Güneş sistemi modeli önermesidir. Ve bu model Kopernik’e kadar Batı ve İslam dünyasında geçerli model olarak kabul edilmiştir. Bu kabul edilmişlikte insanoğlunun aşağılık kompleksi ve kliseninde büyük rolü vardır. Tanrı tüm evreni insan için yaratmış ve insan evrenin tam merkezinde olmak zorundadır. Bu görüş bilimin nerede ise bin yıl geri kalmasına neden olmuştur. Hatta Kopernik Güneş Merkezli sistemi ortaya attığında ilk tepki Protestanlardan gelmiş olup bu konuda Luther "Bu budala astronomi bilimini alt üst etme sevdasındadır. Oysa Kutsal Kitap, Arzın değil, güneşin döndüğünü söyler. Bu yeni yetmeye halk kulak verecek. Olacak iş mi?" Diyerek tepkisini ortaya koyar. Ve bu tepki sonucu Kopernik’in 1543 yılında basılan, Gök Kürelerinin Hareketi adlı ünlü kitabı ve Kopernik sistemini konu alan kitaplar, 1882 yılına kadar kilisenin yasakladığı kitaplar listesinde yer aldı. Batlamyus’un bilime verdiği ve hala günümüze kadar gelen en büyük ikinci zararı, daha önce Babil ve Yunan mitolojilerinden yararlanarak Astrolojiyi sistematize etmesidir. Daha da ileri giderek gök cisimlerinin insan üzerine etkileri olduğunu ilk ortaya atan kişidir. Uğurlu ve uğursuz günlerin belirlenmesi gibi falcılığı kapsayan bu bilgiler Ortaçağ ve Yeniçağ astrolojisi bu kitabın sunmuş olduğu birikime dayanmaktadır. Astroloji bir bilim değildir, ama astronomi ile birlikte doğmuş ve yaklaşık olarak 18. yüzyıla kadar bu bilimin gelişimini, kısmen olumlu büyük ölçüde de olumsuz yönde etkilemiştir. Gök olaylarına bakarak kehanetlerde bulunmak, özellikle de felaketleri kestirmek, tarihte pek çok toplumda gözlenmiştir. Günümüzde batıda varolan astroloji sisteminin kökeni Eski Yunan'dan gelmektedir. Büyük İskender dönemine kadar, Eski Yunan'daki gökyüzü incelemeleri yeryüzünde olan olayların açıklamasını ve kehanetleri içermezdi. Gelecekle ilgili tahminler, gökyüzü cisimlerinin hava durumunu etkiliyor olduğu görüşünden ibaretti. Bu dönemden sonra Mezapotamya uygarlıklarının etkisi ile Eski Yunan'da astronominin yanı sıra astroloji de boy göstermeye başladı. Astrolojinin yazılı tarihte ilk ortaya çıkışı ise MÖ 2500 yılında, gezegenlerin insanın kaderini etkileyen güçlü tanrılar olduğuna inanılan Mezopotamya'da olmuştur. Bu ilk astrologlar gökyüzünü dikkatle izlemeye ve onun geceleri parıltılı, muhteşem sessizliğinde gördüklerinin düzenli kayıtlarını tutmaya başladılar. Astroloji danışmanları Kraliyet ailesine devlet yönetimi konusunda akıl verirlerdi ve Mezopotamya tarihinin erken dönemlerinde astroloji "kraliyet sanatı" olarak düşünülürdü. Mezopotamya gökbilimcileri göklerin işleyişini açıklamak için yeni geometri bilimini kullanmaya başladıkları sıralarda, eski Yunanlılar, zaten tanrılarının geniş panteonuyla övünmekteydiler. Yunanlılar, Mezopotamya'nın astrolojik kehanet biçimini kendi mitolojileri ve yeni geometri bilimiyle birleştirip zodyaka dayanan kişisel bir astroloji geliştirdiler. Yunanca "zodiakos kyklos" ya da "hayvanlar dairesi" anlamına gelen bu kuşak, güneşin bir yıl boyunca gökyüzünde izlediği eliptik yörüngesinin her iki yanında dokuz derece uzanır. Zodyak -Koç, Boğa, Yengeç- gibi her biri bir hayvan tarafından simgelenen ve yılın belirleyen on iki parçaya bölündü. Böylece Yunanlılar astrolojiyi göklerinin yaşamlarındaki etkilerini merak eden bireylere danışmanlıkta kullanarak yıldız falını ortaya çıkardılar. Astroloji Roma kültürüne girdi ve oradan da Roma İmparatorluğu ile birlikte Avrupa'ya yayıldı. Hıristiyanlığın doğuşu ile bir süre karanlıkta kaldı: Ne de olsa, astroloji insanların kaderinin, yıldızların yaratıcısından çok, yıldızlar tarafından öneriyor gibiydi. Oysa ortaya çıkan Hıristiyanlık öğretisine göre bu yaratıcı, insanlara özgür irade bahşetmişti. Ancak, astroloji bir yolunu bulup genel olarak Hıristiyan öğretisinin içine sızdı ve gelişmeye devam etti. Noel için astrolojik tarihin seçimine dikkat edin. Nihayet, modern bilimin buluşları, astrolojinin mutlak bilimsel doğruluğuna olan inancı sarsmaya başladı. Zamanımızda astroloji yine de, bilim teorisine alternatif ve insan ruhunun zenginliklerinin dile getirilmesinin bir biçimi olarak her zamanki kadar popüler. Hatta Psikiyatride’de yerini almış, Carl Jung astrolojinin "bütün antik bilgeliği içerdiğini" söyleyerek psikoanalizde rüyaların açıklanmasında bunu önermiştir. Astroloji, kendilerini daha iyi anlamak isteyen çağdaş kadınlara ve erkeklere, ruhlarının evrenin sayısız mucizeleri ile olan gizemli ilişkisini açıklamayı vaad eder.? Batlamyus’un Dünya merkezli sistemi ve astrolojiyi sistematize etmesi bilim tarihinin belki de en kara dönüm noktalarıdır.
http://www.gorunumgazetesi.com.tr/yazar/2124/sen-ne-imissin-be-klaudyos.html